23 Eylül 2016 Cuma

Aysegül Milano'da (Bergamo & Bellagio & Como Gölü & Milano Gezisi)


Ciao!

Bahar aylarında hep açık havada olalım, doğaya karışalım, gezelim tozalım!! diye düşünürken Nisan ayı gezimiz için Como Gölü’nde karar kıldık. Son zamanlarda instagramda fazlaca gördüğüm Como Gölü fotoğraflarının da bunda katkısı büyük tabi ki.. Biraz araştırdıktan sonra Como Gölünün en güzel noktasının Bellagio olduğunu ve gölün en gezilebilecek noktalarının da bu güzergâhta olduğunu görünce konaklama yerini '' Bellagio '' olarak seçtim. Uçağımız Pegasus havayolları ile Bergamo şehrineydi. Bergamo eski şehri de gezilmeye değer diye düşünerek ilk günümüzü Bergamo şehrine ayırmaya karar verdik. Tabi ki bahar aylarında açık havada olma arzumuz ile 3 günümüzü Bellagio ve çevresine ayırdık. Diğer kalan bir günümüzü de Milano’ya ayırdık. Dikkat! Bu tatil bol bol aksilikler içermektedir. Ancak ben bunları yok saymayı yeğleyeceğim. Gördüğümüz yerler o kadar güzeldi ki yaşadığımız aksilikleri gölgede bırakmayı başardı diyebilirim. Yaşadığım bu kötü tecrübeden öğrendiğim kadarı ile eğer araba kiralamayı düşünüyor iseniz, kiraladığınız firmanın gittiğiniz şehirde de bir şubesi olduğundan ve güvenilirliğinden emin olduktan sonra araç kiralayın derim. İlk günümüzde uçaktan indikten sonra kiraladığımız araç ile direk Bergamo eski şehrine gittik. Burada ara sokaklardan eski şehire ulaştık, toplu taşıma ile merkezden teleferikle de ulaşım sağlanabiliyor. Bergamo eski şehri, biraz tepede, manzarası güzel ve gezilmeye değer bir bölge. Ayrıca yemek için tercih edebileceğiniz DAMIMMO’ya da uğramadan dönmemenizi tavsiye ederim. Burası el yapımı makarna, ekmek, zeytinyağı gibi bir çok şey bulabileceğiniz küçük bir dükkana da sahip. Dükkan da restaurantın hemen karşısında bulunuyor. Fiyatları da uygun, biz bir pizzaya 6 Eur, makarnaya 7 Eur verdik. Italyanların Baladin Cola'sı da 2,5 Eur'ydu.





Cumartesi olması sebebiyle kiliselerin bir çoğunda ayinlere denk geldik, meydanları da oldukça kalabalıktı, meydanlarda biraz zaman geçirdikten sonra araba ile Bellagio’ya doğru yola koyulduk. Yaklaşık 1,30 saatlik yolculuk sonrasında Bellagio’da bulunan Hotel Fioroni’ye ulaşabiliyoruz. ( biz araç ile ilgilli sıkıntımızdan dolayı 5-6 saatte gidebildik) Yol üzerinde çok güzel bir manzara eşliğinde gidiyoruz, manzaraya aşık oluyoruz.



İlk günümüzde sabah havanın yağmurlu olmasının da etkisiyle Milanoya gidiyoruz. Biz Milano için 1 gün ayırıyoruz. İnternet araştırmalarımda Milano’da 1 günün yeterli olacağına kanaat getirmiştim, o yüzden meşhur Duomo di Milano ile gezimize başlıyoruz. Maalesef kulelere çıkamıyoruz, belli bir saatten sonra kapanıyormuş. Piazza Del Duomo da bol bol fotoğraf çekiliyoruz. Sonrasında Galleria Vittorio Emanuele II çarşısında kayboluyoruz ve hemen arkasındaki meydanda güvercinleri besliyoruz. Sonra Navigli kanalına doğru yürüyoruz. Navigli’de biraz gezip yemek yiyoruz ve dondurma ile gezimizi noktalayarak yeniden Bellagio’daki otelimize doğru geri dönüyoruz.











Bellagio’daki ilk günümüzde Bellagio’yu keşfediyoruz, gerçekten çok keyifli ara sokaklarında kayboluyoruz. Gördüğümüz manzara karşısında büyüleniyoruz resmen. Kesinlikle vakit ayırmanızı ve kaybolana kadar gezmenizi tavsiye ederim. Sonrasında bu yarım adanın en ucunda bulunan La Punta Restaurant'ına kadar yürüyoruz ve eşsiz manzaranın tadını çıkarıyoruz. Sonrasında ‘’ I Giardini di Villa Melzi D'Eril ‘’ villasını geziyoruz. Ertesi gün için programımıza feribot gezisini ekliyoruz ve gün boyu bu tatlı kasabada dilediğimizce gezip tozuyoruz.












Bugün feribot gezimiz için heyecanla iskeleye doğru yol alıyoruz. Bu feribot seferinin adı Midlake shuttle olarak geçiyor ve gölün bu bölgesindeki tüm kasabaları gezme fırsatı sağlıyor. Geziye dahil olan yerler Bellano, Menaggio, Verenna, Bellagio, S.Giovanni, Villa Carlotta, Tremezzo, Lenno (VILLA DEL BALBIANELLO) . Bu geziyi yapmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Biz Villa Carlotta’nın içini de geziyoruz. Villa Del Balbianello’ya kadar yürüyoruz ancak giriş ücretini yüksek bularak girmiyoruz. Bahçe ve Villa’nın içini gezmek için ayrı ücret ödeniyor. Biz yeterince Villa gördüğümüzü düşünüyoruz, ancak eğer siz de Star Wars hayranı iseniz görmek isteyebilirsiniz.











Son günümüzde uçağımıza doğru yol alırken eşsiz manzara ile vedalaşıyoruz ve Como’yu da görmeyi ihmal etmiyoruz. Ama diğer gezdiğimiz kasabalardan sonra Como biraz sönük kalıyor. Başka bir gezide buluşmak üzere.. Yorum ve önerileriniz için yorum bırakırsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler..

24 Mart 2016 Perşembe

Ayşegül Barcelona'da..



Hola!

İspanyanın en merak edilen şehridir Barcelona. Gerçekten bu meraka değdiğini söyleyebilirim. Pegasus ile aldığım uygun fiyatlı biletler üzerine bu seyahat ile ilgili araştırmalarım sonucunda Plaça de Catalunya meydanına yakın bir otelde konaklamaya karar verdim. Aerobus ile şehir merkezine kadar ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Otelimiz  'Plaça de Catalunya' da indikten sonra yürüyerek maksimum 10 dakika uzaklıkta 'Hotel Victoria Palace' isimli bir oteldi. Oteli merkeze, metroya, havaalanına ve Barcelona’da görülmesi gereken birkaç yere olan yakınlığı sebebiyle kesinlikle tavsiye edebilirim. Otele eşyalarımızı bırakır bırakmaz otelden aldığımız haritamız ile etrafı keşfe koyulduk. Şehir ilk bakışta klasik bir Avrupa şehri havası verirken bu havanın Gaudi’nin şehri süsleyen eserleri ile güzelleştiğine kanaat getirdik. Özellikle de Passeig de Gracia caddesinde bulunan ünlü mimar Gaudi’nin tasarladığı binalar, banklar ve  sokak lambaları ile bezenmiş bu caddede gezmeyi çok seveceksiniz.








Bu caddenin devamında yer alan La Rambla Caddesi ile panoramik gezimize devam ettik, Barcelona'nın en turistik ve kalabalık caddesi olan bu caddede gezerken inanılmaz keyif alacaksınız. Caddenin ilerisinde kar
şınıza çıkacak olan La Boqueria'da atıştırmalık ve karışık meyve cuplarından tapas’a kadar herşeyi bulabilirsiniz. Ayrıca birbirinden renkli ve değişik çeşitte ürünlerin bulunduğu bu pazar yerindeki tezgâhlar ilginizi çekecektir.








Barcelona Katedrali de yine bu bölgede yürüyerek ulaşabileceğiniz yerler arasında. Ancak biz ilk günün yorgunluğu ile yemek yedikten sonra otelin yolunu tuttuk ve ertesi günün yoğun programına hazırlanmak için dinlenmeye çekildik.



Ben genelde
şehri yürüyerek keşfetmeyi sevenlerdenim, ilk günümüzde kahvaltıdan sonra La Sagrada Familia'ya doğru yürüyüşümüze geçtik, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrasında o görkemli binanın kuleleri çatılar arasından görünmeye başladı. Giriş biletlerimizi İspanyaya gitmeden önce internet üzerinden satın almıştım. Size de önceden biletleri almanızı tavsiye edebilirim çünkü La Sagrada Familia turistler tarafından en çok rağbet gören mekanlardan ve girişinde çok fazla sıra olabiliyor. Biz biletlerimiz sayesinde hiç beklemedik. Ayrıca internetten kulelere giriş için de ücret ödeyerek bilet alabilirsiniz. Ben kulelerden birine çıkmak için de bilet almıştım. Kuleye çıkmanızı mutlaka öneririm, şehri bir de bu kulelerden görmelisiniz!
İçeriden çok fazla görüntü eklemek istemiyorum, emin olun içeriden çıkmak istemeyecek ve her köşesinde fazlaca zaman geçirerek ışık oyunlarının ve atmosferin güzelliğine kapılacaksınız. Maalesef inşaatın devam ediyor olması görsellik açısından biraz keyfinizi kaçırıyor ancak yine de hayranlığınızı eksiltmeyecektir.





La Sagrada Familia gezimizden sonra yine yürüyerek Park Güell'e doğru yola koyulduk. Tabii ki bu çok kolay olmadı J  hafif bir tepe tırmanmak zorunda kalsak da arada verdiğimiz molalar ile Park Güell'e ulaştık, ilk işimiz Gaudi'nin evini gezmek oldu. Yine gitmeden önce biletleri internet üzerinden satın almıştık. İçeride Gaudi ile ilgili videolu bir anlatım var, halkın gururu olan Gaudi'yi biraz daha tanımış olduk. Buraya taşınma amacı, evin manzarasının şehre olan hâkimiyeti ile Gaudi'nin eserlerini bu evden tasarladığı ve yönettiğini anlatımlarda görebiliyoruz.

Sonrasında Park Güell'e giriş biletlerimizi satın alıyoruz kişi başı 8€ olması pek hoşumuza gitmese de buraya kadar gelmişken pas geçemeyeceğimiz bir mekân olması dolayısıyla giriş için oluşturulan sıralardan birine giriyoruz. Parka girişler gruplar halinde 15dk aralıklarla yapılıyor. Welcome to Wonderland! tabelası göremesek de harikalar diyarına geldiğimiz aşikardı! J





Burada da uzun vakit geçirdikten sonra otele doğru yürümeye başladık. Meşhur Diagonal caddesinden geçip, bilip bilmediğimiz birçok sokak üzerinden kimi zaman ünlü eserlere de rastlayarak, çok acıkmış ve yorulmuş bir şekilde otelimize ulaştık. Biraz dinlendikten sonra yemeğimizi yiyip yine internet üzerinden biletlerini aldığım Picasso müzesini gezmek üzere yürüyerek yola koyulduk. Dipnot olarak belirtmek isterim ki Perşembe günleri müzeyi daha uygun fiyatla gezmek mümkün ayrıca müzeye en son akşam 8’e kadar giriş yapılabiliyor. Bizim de biletlerimiz akşam 8’de idi. Yol üzerinde Palau de la Música Catalana ve Cathedral of Barcelona’yı da yakından görmüş olduk. Picasso müzesinin bulunduğu bina da tarihi bir bina olup burayı da görmüş olmaktan mutluluk duyacağınıza eminim. Ayrıca müzenin bulunduğu El Born bölgesindeki ara sokaklarda sağlı sollu birçok Tapas restoranına da rastlayabilirsiniz. Biz müze gezimizden sonra Barcelona Cathedralinden ara sokaklara dalarak Basílica de Santa Maria del Pi’ye ulaştık ve yine ara sokaklardan La Rambla caddesine ulaşarak yürüyüş yapmaya devam ettik sonrasında vitrinlerde görmeye dayanamadığımız dondurmalardan birer külah kaparak yorgunluğumuzu çıkartmak üzere otelimize döndük.

Üçüncü günümüze dünkü yoğun yürümeli programdan sonra biraz da toplu taşımayı kullanarak devam ettik.Bugünkü ilk durağımız tabii ki erkeklerin daha yoğun ilgisini çekecek olan FCBarcelona ‘ya ait olan Camp Nou Stad&Müzesi! Metro ile yaklaşık yarım saatimizi alan yolculuktan sonra stada varıyoruz. İlk işimiz stadın hemen yanında bulunan mağazada alışveriş yapmak oluyor. Eşimin doğum günü olması sebebiyle ( henüz Arda Turan formasının çıkmamış olması hayal kırıklığı ile) ona doğum günü hediyesi olarak takımın bu sene giydiği t-shortlerden bir tane alıyorum. T-short’ü hemen üzerine geçirip müzeyi gezmek için sabırsızlanıyor. Biz bayanlar “aman ne gerek var bu kadar para vermeyelim siz girip çıkın” ısrarlarımıza rağmen hep beraber giriyoruz stada. Girdiğimize de değiyor aslında böyle bir stat görmemiştim hiç. Maalesef buradaki alışveriş ve gezi faslımız planladığımızdan da uzun sürüyor gün içerisinde gitmek istediğimiz duraklardan birisini elemek zorunda kalacağız. 









Evet!!! Ardanın fotoğraflarını ve bu müthiş stadı görmenin mutluluğu ile stattan ayrılıyoruz. Metroya doğru geri yürüdüğünüzde Diagonal caddesinin üzerinde yer alan Palau de Pedralbes in bulunduğu parkta bir gezinti yapıyoruz ve bu ilginç binayı da gördükten sonra listemizden işaretleyerek Finca Güell ya da Pavellons Güell’e doğru yürüyoruz. Gaudinin Eusebi Güell için yapmış olduğu bu yazlık evin en ilgi çekici yanı kapısının üzerinde bulunan ejderha. İçeride çok zengin eserler olmadığını kapıdaki görevlilerden öğrenince içeriye girmekten vazgeçiyoruz ve ejderha ile bol bol fotoğraf çektikten sonra Monestir de Pedralbes’e doğru yürüyoruz. Ancak ne yazık ki bu manastır öğleden sonra 2’de kapanıyormuş. Dolayısıyla burayı ziyaret edemeden CosmoCaixa Barcelona’ya gitmek üzere Diagonal Caddesine geri yürüyoruz ve ordan bindiğimiz otobüs ile CosmoCaixa’ya ulaşıyoruz. Burası Barcelona’da girdiğim en uygun fiyatlı müze olarak notlarımda yerini alıyor. Biz burada inanılmaz keyifli zaman geçirdik. Müze Charles Darwin’in teorileri ışığında düzenlenmiş deneyler, anlatımlar ve küçük bir Amazon Ormanı ile daha önce görmediğim bir bilim müzesi olarak hizmet veriyor. Gerçekten faydalı olduğunu düşünüyorum, kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim. Bilim müzesi deyince sizi korkutmasın lütfen, bende bu beklenti ile gitmemiş olsam da karşılaştığım şey bana inanılmaz bir macera yaşattı diyebilirim.

Palau de Pedralbes

Finca Güell ya da Pavellons Güell

Monestir de Pedralbes dışarıdan

                                    CosmoCaixa Barcelona Geleceğe dönüş filmindeki araba

                                          CosmoCaixa Amazon Ormanı

Buradan ayrılırken saat akşam 7 -8 arasıydı, dolayısıyla çok istediğimiz Tibidabo ve Sagrat Cor Kilisesini (diğer bir adı : Temple of the Sacred Heart of Jesus) göremeden otele dönmek için biraz yürüyüp metroya biniyoruz. Bu arada Sagrat Cor Kilisesini görmenizi kesinlikle tavsiye ederim eğer sizin daha fazla vaktiniz var ise bence bir gün bu tepeye ayırılabilir. Ayrıca bu kilise Park Güell’den de görünüyor. Oradayken herkesin burası neresi acaba dediğini duymuştum. Dipnot olarak akşam üstü ve gece manzarasının çok iyi olduğu söyleniyor.


Artık sondan bir gün önceye uyanmış bulunuyoruz. İstediğimiz her yeri görememiş olmanın ufak bir kırgınlığı ve bugün görülecek yerlere yetişmenin telaşı ile erkenden yola koyuluyoruz. Kahvaltı sonrasında otobüs ile ulaştığımız Plaça d'Espanya meydanındayız. Burada göğe uzanan turuncu renkli Venedik kulelerinin arasından geçerek  Museu Nacional'ın muhteşem göz dolduran görüntüsü eşliğinde önce CaixaForum sonrasında Poble Espanyol'a doğru devam ediyoruz. Ancak bu iki yere de panoramik bir gezi yapıyoruz. Poble Espanyol ilgimizi çekse de müze ücreti ödemekten bıkmış bir halde kapıdan göz atıp çıkıyoruz. Poble Espanyol, Endülüs'ün beyaz badanalı evleri ve Kastilya asilzade evlerinin sergilendiği gerçek boyutlu, neredeyse ülkedeki bir çok köy kadar büyüklükte tasarlanmış bir açık hava müzesi. CaixaForum'un bulunduğu bina da yine görülmeye değer nitelikte. Önemli bir modernist mimar olan Puig i Cadafalch'ın tasarladığı ödüllü tekstil fabrikası olan Casa Ramona'nın yeni hali ile Barcelona'nın önemli bir kültür merkezi haline dönüşmüş olduğu bu binayı da en azından dışından görmenizi tavsiye ederim.

Bu binalar topluluğunun içinde gezdikten sonra arkamızda bulunan Museu Nacional’a doğru yürüyoruz. Devasa büyüklüğü ve önünde bulunan havuzlar, şelaleler ve su oyunları eşliğinde içimize dolan o güzel atmosferin büyüsü ile etkileniyoruz ve bu güzel atmosferi kullanarak bol bol fotoğraf çekiyoruz. Müzenin çatı katında eşsiz manzarayı izlemek için biletlerimiz satın alıyoruz ve burada da bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Sonrasında istikamet Montjuïc Castle . Biz otobüs ile direk kaleye gidiyoruz ancak vakti olanlar için yürüyerek gidilmesini şiddetle tavsiye ederim. Museu Nacional’ın arkasında bulunan devasa park, botanik bahçe gibi birçok alternatif bulunduruyor, kaleye ulaşacağınız yol oldukça keyifli bir parkın içinden geçiyor. Etrafta koşanlar, piknik yapanlar, köpek gezdiren insanlar ve turistlere rastlamak mümkün. Kale bina açısından olmazsa olmaz diyemeyeceğim bir yapıda, basit ve sade kalsa da manzarası ve konumu dolayısıyla görülmesi gereken bir yer halini alıyor. Kaleden inerken teleferik ile Christoph Colomb heykeline yaklaşık 15 dk mesafede bir yere kadar gidebiliyorsunuz. Hatta burada iki tane teleferik var bir diğeri de daha uzun bir yol çizerek denizin üzerinden ufak bir yolculuk dâhilinde sizi limana kadar indiriyor. Denemek isteyenler için ismi Teleferico Del Puerto Barcelona olarak geçiyor. Buradan Christoph Colomb heykeli, limanı da gezerek Ciutadella Park’a doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz. Tren garı ve birçok yeni yerleri de yolumuzun üzerinde gezerek parka varıyoruz. Parkta her çeşit aktivite görebiliyorsunuz gezerken çok keyifli bir yer gerçekten. Cascada Monumental buraya gelme amacımız aslında. Akşamüstü vuran ışığın ve suyun dansı ile oluşan gök kuşağı eşliğinde bol bol fotoğraf çekiliyoruz. Sonrasında acıkmış ve yorulmuş olduğumuz için yavaş yavaş La Rambla’ya doğru yürüyoruz ve günü bitiriyoruz.

Ertesi gün eşyalarımızı Otelin lobisinde bıraktıktan sonra turluyoruz ve son kez Palau De La Musica Catalana, Mercat de Santa Caterina, Cathedral of Barcelona ve La Rambla ile vedalaşıyoruz.

Umarım yazım sizin için faydalı olur. Sizin de paylaşmak istediğiniz tavsiyeleriniz varsa yorum olarak bırakabilirseniz çok sevinirim. Ayrıca sormak istediğiniz sorularınızı da beklerim.

Bu benim ilk blog yazım, yorumlarınız ile kendimi geliştirmeme yardımcı olabilirseniz sevinirim. Başka yazılarda buluşmak dileğiyle..